Meşhur tarihçi Toynbee şu görüşlerini yazar:
Bu bilgiyi tarihçi Mustafa Armağan ile paylaşmıştım, kendi hesabından Türkçesini neşrederek yaygın olarak duyulmasını temin etti, müteşekkirim:
Bilhassa yakın tarihle ilgili bazı gerçekler iyi ve doğru bilinmemektedir. Tarihimizin daha iyi anlaşılması yönünde faydalı olabilecek, karanlık hadiselere ışık tutabilecek makale ve vesikaları burada derlemeye karar verdim. Tabiatıyla, iktibas edilen makalelerdeki görüşler yazarlarına aittir. Allahü teâlâ hâlis niyet, hayırlı netice ve muvaffakıyet nasib etsin.
Meşhur tarihçi Toynbee şu görüşlerini yazar:
Bu bilgiyi tarihçi Mustafa Armağan ile paylaşmıştım, kendi hesabından Türkçesini neşrederek yaygın olarak duyulmasını temin etti, müteşekkirim:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Erkân-ı Harbiye Müdiriyeti Zâta Mahsusdur. Baş Kumandanlık Huzur-i Sâmisine . 12/11/1338 Son zamanlarda İstanbul'dan aldığımız raporlarda Vahîduddin'in memâlik-i ecnebiyeye firârından bahs olunuyor. Ez cümle, saray mahâfili ile temasta bulunan bir mu'temed tarafından bu firâr hazırlıklarında bulunulduğu ihbâr edilmekle arz-ı keyfiyet olunur. Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi Müşir Fevzi Şifre/Zâta Mahsustur. "Dersaadet'de Re'fet Paşa hazretlerine. Ankara 4/11/1338 İstanbu'lda Sarayda Vahideddin'in memalik-i ecnebiyeye firar için hazırlıklarda bulunduğu istihbâr edilmiştir. Tahakkuku halinde ahâli vasıtasıyla mümanaat edilmesi, mecburiyet görüldüğü takdirde aynı vâsıta ile linç tatbiki gibi daha şedit icraatta bulunulması, bu suretle firâra hiç bir vech ile meydan verilmemesi lâzımdır. . Bunun temini mercûdur. Türkiye Büyük millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal
Aşağıdaki yazıların/resimlerin tamamı 20 Nisan 2015 tarihli Sabah Gazetesi'nden alınmıştır.
Dersim Harekatı sırasında eski adı 'MAH' olan Milli İstihbarat Teşkilatı'nın bir mensubunca merkeze geçilen rapor, 15 Kasım gecesi Atatürk'ün 'şakilerin lideri' Seyit Rıza ile idam öncesi görüştüğünü belgeliyor.
"MAH Başkanlığına
-Hususi-
Ankara'dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet'e iletilmesi emredildi.
Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile alakalı mahkemenin toplanacağı ve karar verileceği ve idamların hafta sonuna yetiştirilmesi gerektiği ifade edildi. Yalnız en önemli nokta mahkeme kararını verdikten sonra Seyit Rıza ile Reisicumhurumuz'un biraraya getirileceğini, bunun çok çok gizli olması gerektiğini, bunun için lazım gelen tüm tedbirlerin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi, ayrıca MAH bünyesinden Zazaca bilen en güvenilir görevlinin bu yolculuğa hazırlanması talimatını verdi.
7 SEHPA, 1 ÇİNGENE ÇOCUK
Biz de gerekli hazırlığı son süratle yapmaya başladık. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer beyle görüşülüp, Şükrü beyin gerekli asayiş ve güvenliğin, gizliliğin azami dikkatle nasıl yapılması gerektiği konuşulup fikir teatisinde bulunarak hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Tam bir teyakkuz halinde yola çıktık.
Mahkeme birkaç görüşmeden sonra gerekli yasal mevzuatlar yerine getirilerek idam kararları imzalatıldı. İdamların yapılacağı Buğday Meydanı'nı aydınlatmak için traktörler ve araçlar ayrıca idam edilecek 7 kişi için idam sehpaları ve küçük bir çingene çocuk temin edildi. Gün içerisinde bütün alınacak tedbirler, özellikle görüşmenin çok gizli kalması için her şey büyük bir dikkatle defalarca gözden geçirilerek bütün hazırlıklarımız tamamlandı.
ÇAĞLAYANGİL'İN JEEP'İ
Gece 12.20'de Seyit Rıza ve suç ortakları mahkemeye getirildi. Mahkeme verdiği kararı okumaya başladı ve 14 kişi beraatine ettirilirken Seyit Rıza dahil 7 kişi ölüme, diğerleri de çeşitli cezalarına çarptırıldı. Mahkemede idam kelimesi geçmediği için ölüm kelimesi 'idam çino, idam tunne' sesleri salonda duyuldu. Mahkeme takriben 1,5 saat sürdü. Aralarından Seyit Rıza alındı. Emniyet Genel Müdürü ile İhsan Sabri beyin jeepine bindirildi. Peşlerindeki 4 araç ile birlikte jeep hareket etti. Elazığ Merkez Tren İstasyonu'na gelindiğinde herkes araçlarından inmeye başladı. Asayiş için alınan tedbirler eksiksiz alındığı için tren istasyonu kapatılmış, görevliler evlerine gönderilmişti. İstasyonda MAH görevlileri dışında hiç kimse yoktu. Gizliliğe azami şekilde uyularak yapıldığından bu durumu bilmeyenler için her şey olağan gözüküyordu.
BEYAZ TREN KÖR MAKASTA
Reisicumhurumuz'un beyaz treni kör makasta bekliyordu. 8-10 dakika bekledikten sonra trene Seyit Rıza ile birlikte girdik. Reisicumhur'un yanında Alpdoğan paşa, Kazım Orbay ve Reisicumhur'un yaveri vardı. Masada yemek yeniyor ve içki içiliyordu. Reisicumhur, Seyit Rıza'ya kafasını kaldırarak, tepeden aşağı süzerek oturmasını söyledi. Seyit Rıza da oturmayı reddetti. Reisicumhur, Seyit Rıza'ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bunun bu gece infaz edileceğini hatırlattı ve eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyledi. Seyit Rıza da af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyledi. O ayları hep devlet görevlilerinden dinlediğini, kendisinin asıl gerçeklerini anlatmak istediğini söyledi.
'AMACIMIZ İSYAN DEĞİL'
Reisicumhur başıyla onaylayarak anlatmasını söyledi. Seyit Rıza sakin bir dille Dersim'in Osmanlı döneminde büyük zulüm gördüğünü birçok baskıya rağmen Dersim'i koruduklarını, Osmanlı'ya asker vermediklerini, Milli Mücadele'ye birçok asker gönderdiklerini, cumhuriyete güvendiklerini, bilhassa halifeliğin kaldırılmasından sonra güvenlerinin daha da arttığını, silahların toplanmasına yardım ettiğini, silahların çoğunun toplandığını, isyan etmek niyetleri olsaydı silahları teslim etmeyeceğini, gerçekten Dersim'in cumhuriyete isyan etmek istemediğini söyledi.
'BOMBALARLA PARÇALANDI'
Jandarmanın isyan ettirmek için halkı devamlı tahrik ettiğini, aşiretlerin arasında husumeti bilerek artırdığını, saldırmak için bahane icat ettiklerini söyledi. Birçok silahsız masum halkın tayyareden atılan bombalarla parçalandığını, kaçıp mağaralara sığınan kadın, çoluk çocuğun da topluca öldürüldüğünü söyledi. Alpdoğan paşa konuşmaya girmek istedi. Reisicumhur el hareketiyle Alpdoğan paşayı susturdu. Seyit Rıza'ya devam etmesini rica etti.
SULH İÇİN YEMİN ETMİŞTİ
(Seyit Rıza teslim olmadan önce kendisine söz verildiğini anlatıyor) "Benimle erkanı harp dairesinden bir subay görüştü. Sizin beni Erzincan Valiliği'ne beklediğinizi sulh için görüşeceğinizi söyledi. İnandım, büyük yemin etmişti, inanarak, yanıma üç arkadaşımı alarak Erzincan Valiliği'ne gittim, bizi tutukladılar. Sonra da Elazığ Hapishanesi'ne gönderdiler. Yine bana oyun oynamışlar, yine hile yapmışlardı. Sonra mahkeme başladı, büyük oğlumdan iki yaş küçük olan birinin şahitliğiyle yaşımı büyütüp oğlumun yaşını küçülttüler. (Burada MAH mensubu bir hata yapıyor. Rıza'nın yaşı küçültülmüş, oğlunun ise yaşı büyütülmüştü.) Bugün de sizin emirlerinizle idam kararı verdiler. Sözlere güvenerek kendi ayağımla gelmeme rağmen beni idam edeceksiniz. Sizlere daha nasıl güveneceğim" dedi.
TÜRKLÜK ŞUURU YENİDEN
Reisicumhur, bunları şimdi öğrendiğini tahkikat yaptıracağını söyleyerek, "Sana son olarak gel benden af dile, yaptıklarından pişman olduğunu söyle ki seni affedeyim. Eğer bunları yaparsan Dersim'e daha faydalı olursun. Bizimle işbirliği yaparsın. Cumhuriyet Dersim'e çok faideli işler yapacak, Dersimliler Horasan'dan gelmiş, Oğuz Türkleridir. Türklük şuurunu yeniden kazandıklarında, cumhuriyete çok faideli işler yapacaklar. Ben buna inanıyorum. Gel bu fırsatı kaçırma" dedi.
SON SÖZÜM: AF İSTEMİYORUM
Seyit Rıza, "Ben sulh için cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde 'bu son' dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu'ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim'i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim" dedi.SİZE BOYUN EĞMEDİM
Reisicumhur, sinirlenerek ayağa kalktı, eliyle Seyit Rıza'yı göstererek 'götürün gereğini yapın' emrini verdi. Seyit Rıza'nın koluna girip dışarı çıkarken birden durdu. Reisicumhur'a dönerek "Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla başedemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun" dedi. Reisicumhur eliyle işaret ederek 'götürün' dedi. Onu alarak kompartımandan çıktık. Araçlara geçtik. Trenden gelecek İhsan Sabri beyi bekledik. İhsan Sabri bey gelerek öndeki jeep'e geçti, hareket ettik. Bizler de peşlerinden giderek Buğday Meydanı'na geldik.
SANDALYESİNİ TEKMELEDİ
İdamlar bitmişti. Sıranın kendisine geldiğini bilen Seyit Rıza gitti. Oradaki Çingen çocuğu eliyle iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle "Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir" dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu kadar yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu. 15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım ise tüm cesetler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi.
CESETLER GAZLA YAKILDI
İhsan Sabri bey saat 12.00'da valiliğe toplantıya çağırdı. 12'de valilikte Şefik bey, Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim bey oradaydılar. İhsan Sabri bey bizlere, "Seyit Rıza'nın alelacele vakti idam edilmesi efkarı umumiyede merak hasıl olacağı muhakkaktır. Bizim devlet olarak Ankara'nın da talimatıyla herkese Seyit Rıza'nın Reisicumhur Elazığ'a gelmeden önce idam edilmesi mecburiydi. Çünkü Reisicumhur'un, Seyit Rıza'yı affetmesi ihtimali mevcuttu. Ayrıca cesetlerin yakılarak gizli bir yere azami gizlilik kurallarına riayet edilerek gömülmesi sağlanacak, bu görevide MAH bünyesindeki arkadaşlar gerçekleştirecek" diyerek toplantının bittiğini söyledi. Cesetler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ile birlikte harita ile, İhsan Sabri beye teslim edildi. İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1. Nüshası Başvekalet, bir nüshası İhsan Sabri beye teslim edilmiştir.
Kaynak: Yenişafak
Enver Paşa'nın Alman hayranlığı ve devleti padişahın haberi olmadan savaşa sokuşu hakkında Yılmaz Öztuna şunları yazıyor:
Kaynak: Twitter hesabı @MHBulut
1933 Üniversite reformu sonrası İstanbul’a gelen Yahudi fizikçi von Hippel, Dolmabahçe’de verilen baloya neden gitmemiş?: Rifat N. Bali, New Documents on Atatürk, 2010.
Balkan Savaşlarını ve 1. Dünya Harbi'ni okudukça, Sultan Abdülhamid'i devirip idareyi eline geçirenlerin içinde çok sayıda hain mevcut olduğunu görüyoruz. Bunlardan biri de Es'ad Toptanî Paşa'dır. Hasan Rıza Bey'in kahramanca müdafaa ettiği İşkodra Kalesi'ni düşmana teslim etmiştir. Yılmaz Öztuna şöyle anlatır:
2011'de günlük gazetelerde şöyle bir haber okuduk (aşağıdaki ekran görüntüsü 27.04.2011 tarihli Vatan Gazetesi'nden alınmıştır, kırmızı çizgili vurguları ben ilave ettim):
Bu haberden seneler önce, 1978 senesinde basılan Eshâb-ı Kirâm isimli bir eserin arkasında "Kitapta Adı Geçenleri Tanıtma" başlığı altında şu bilgiler mevcuttur. Yanlış hatırlamıyorsam Prof. Mim Kemal Öke 90lı yıllardaki bir gazete makalesinde bu yazılara atıfta bulunmuştu:
33 yaşındaki toy başkomutanımız Enver Paşa, 4 yıllık savaşın ilk yılı içinde en güçlü 2 ordumuzu Sarıkamış ve Gelibolu'da harcamıştı, çoğunluğu 18-25 yaş arası delikanlılar oluşturuyordu. Bir daha asla olmasın! - Yılmaz Öztuna, 10.02.2010
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci:
Yılmaz Öztuna, Avrupa Türkiyesi'ni Kaybımız, s. 140 (Ocak 1913'teki Bâb-ı Âli Baskını'nı anlatırken):
Yılmaz Öztuna, II. Abdülhamid: Zamânı ve Şahsiyeti, Ötüken
Neşriyat, s. 147:
Yılmaz Öztuna, Avrupa Türkiyesi'ni Kaybımız, 14 Baskı, Mayıs 2012, s.99-100:
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı'nın Çöküşü, İstanbul, 2019, s. 26:
Bazı isimler 29 Haziran 2023 tarihli İngilizce makalesinde verilmektedir:
Kıdemli Yüzbaşı Lebib Bey anlatıyor: "İnönü
muharebelerinde ben de vardım. Bozulmuş kaçıyorduk. İsmet Bey kayboldu. Sivil
giyinip samanlığa saklanmıştı. Köylüler geldiler, düşman kaçıyor, siz nereye
kaçıyorsunuz deyince uyandık. Düşmanı kovalamaya başladık." (2/11/1970)
Nuh Albayrak, Star Gazetesi, 3 Mayıs 2023:
Anadolu Hareketi'nde Kürtlerin önemini çok iyi bilen Mustafa
Kemal Paşa, Samsun'dan yola çıkarken, Kürt liderlerden Cemilpaşazâde Kâzım'a
gönderdiği 11 Haziran 1919 tarihli telgrafta, "Bağımsız bir Kürdistan
İngilizlerin plânıdır. Ancak, Kürt kardeşlerimizin merbutiyetini
(aidiyetini) teminat altına almak için gerekli hak ve imtiyazları verme
yanlısıyım" demişti. (Andrew Mango, "Öz kardeş"ten
"inkâr"a, Derin Tarih, Kasım 2014, s. 56-67.)
Nitekim İstiklâl Savaşı'na verdikleri desteğe
"teşekkür" için 1921 Anayasası'nda Kürtlere "muhtariyet"
hakkı verilmiş ve 11. Madde ile de bu özerkliğin çerçevesi çizmişti.
Ancak 1923 sonunda CHP'nin (Halk Fırkası) kurulmasıyla
birlikte estirilen "Değişim" rüzgârı, Kürtler de fena sallamıştı!
"4 ilke"den biri olan "Milliyetçilik",
tek parti icraatına; "ırkçılık" olarak yansımıştı. Müslümanlara karşı
yürütülen operasyonların da muhatabı olan Kürtler, "çifte mağdur"
durumuna düşmüştü.
Nitekim 1924'te Hilafetin kaldırılmasına, "Türklerle
ortak paydamız ve devletle bağımız koparıldı" diye tepki gösteren Şeyh
Said'in 1925'teki kıyamı; "Kürt İsyanı" olarak yansıtılmış ve keskin
politika değişikliğine gerekçe yapılmıştı.
Bazı örneklerle bu süreci somutlaştırmaya çalışalım...
KÜRTÇE KONUŞAN İSTİKLAL MAHKEMESİNE...
Meclis Başkanı Abdülhalik Renda'nın hazırladığı ilk
"Kürt Raporu", "CHP Zulmü"nün "navigasyonu"
olmuştu. Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgede "Türkleştirme"
yapılmasını öngören rapor, Kürtlerin; kendi dillerini konuşmasını "Milli
aidiyete darbe" olarak görmektedir!
Bu rapor ışığında, 8 Aralık 1925'te başlatılan "Güneş-Dil
Teorisi" ve "Vatandaş, Türkçe konuş!" kampanyalarıyla,
"Kürt ve Kürdistan" ibareleri yasaklanmıştı! Nitekim 24 Eylül 1925'te
yayınlanan "Şark Islahat Plânı"nın 13. Maddesi'nde Kürtlerin yaşadığı
il ve ilçeler sayılıyor ve "Buralardaki devlet dairelerinde,
mekteplerde, çarşı ve pazarda Türkçeden başka lisan kullananlar devlete karşı
gelme suçuyla cezalandırılır" deniyordu. "Devlete karşı
gelmek" ise "idam mangası" gibi çalışan İstiklâl Mahkemesi'nin
sahasına giriyordu.
Kürtlerin TSK'dan ayıklanması konusunda da özel çaba sarf
ediliyordu. 1928 yılında Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın imzasıyla Askerî
liselere gönderilen "gizli" emirle, "Kürt çocuklarını
ayıklayın" talimatı verilmişti!
Çarpık CHP zihniyeti; batıdaki okullardan "Kürt'sün" diye
attığı öğrencilerin doğudaki okullarda okuyan kardeşlerine de, her sabah "Türk'üm..." dedirtiyordu!
CHP'nin Kürtlüğü ve Kürtçeyi yok etme operasyonu, Kürtlerin
yoğun yaşadığı köy ve şehirlerde ise korkunç bir "katliam"a
dönüşmüştü.
Şeyh Said İsyanını bahane eden devlet, Kurtuluş Savaşı'nda
şehit düşen Kürtlerin köylerine; günlerce bomba yağdırmıştı! Ağrı'da yürütülen
katliamlardan kaçarak Zilan Deresi'ne sığınan 15 bin Kürt imha edilmişti! (Cumhuriyet,
16 Temmuz 1930) Bu sayı, Kürt yazar Hesen Hişyâr Serdî'ye göre ise 47 bin
idi!
CHP Hükümeti, 1931'de çıkardığı 1850 sayılı kanunla, bu
katliamları "suç" olmaktan çıkararak memurlarını korumuştu!
Zaten onları teşvik eden bizzat Başvekil İsmet Paşa idi. 31 Ağustos
1930 tarihli Milliyet'e verdiği demeçteki, "Bu ülkede sadece Türkler
ırksal hak talep etme hakkına sahiptir. Her ne pahasına olursa olsun, ülkemizde
yaşayanları Türkleştirecek, karşı çıkanları yok edeceğiz" demişti.
BAKAN'DAN KOMUTANA: ONLARI MAĞARAYA GÖM...
Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Tunceli 4. Umum
Müfettişi Abdullah Alpdoğan'a 26 Nisan 1937'de gönderdiği "Çok gizli"
mektupta şu inanılmaz ifadeleri kullanmıştı:
"Yakıcı ve boğucu gaz talep etmişsin. Hükümette bazı
kendini bilmezler, taleplerinin karşılanmaması için çalışıyor ama başarılı
olamadılar. Cumhurreisimiz ve Başvekilimiz taleplerinin derhal tedarik edilerek
yerine ulaştırılması emri vermişlerdir. Bütün şakileri o mağaralara göm, göm ki
bir daha canlanmasınlar."
Bu katliam talimatının aynen yerine getirildiğini yine Şükrü
Kaya'nın "teşekkür" mektubundan anlıyoruz:
"Muhterem Komutan, Mağaralarda kullanılan gazların
şakileri tamamen bertaraf ettiğini bildirmişsin. Gazan mübarek olsun. Madalya
ile taltif edileceğini bildirmek isterim."
Bakan bey, matbuatı uyarmayı da unutmamıştı! Cumhuriyet'in
sahibi Yunus Nadi'ye gönderdiği mektupta, "Muhabirinizin çektiği;
Dersim'in Islahı Projesi fotoğraflarını bakanlığımıza iade ediniz"
diyordu. Ayrıca 4 Temmuz 1937 tarihli gazetede çıkan haberi beğendiklerini
belirterek, "Harekât" ile ilgili haberlerin bakanlıkça kontrol
edildikten sonra yayınlanması konusundaki mutabakatı hatırlatmıştı. Hükümetin
beğendiği haberde, Kürtleri imha eden asker, "Kahraman Türk
Çavuşu..." başlığıyla övülmüştü!
ÇAĞLAYANGİL, KILIÇDAROĞLU'NA DERSİM KATLİAMINI ANLATTI
CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun memleketi olan "Dersim'in
temizlenmesi"ne özel önem veriliyordu. Köylerin nasıl yakılacağını
anlatan "Eşkıya Takibi ve Mağara Aramaları İçin Talimatnameler" el
kitabı hazırlanmıştı.
Operasyona katılan pilot Sabiha Gökçen, "Canlı ne
görürseniz ateş edin emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe
tutuyorduk" demişti!
Köylerin ve mezraların nasıl yakıldığını, mağaralara
sığınanların ise zehirli gazla nasıl imha edildiğini İhsan Sabri Çağlayangil,
Dersim Katliamını merak eden Kemal Kılıçdaroğlu'na, 1986 yılında; açık
yüreklilikle her şeyi anlatmıştı:
"(Kürtler) mağaralara iltica etmişti. Ordu, mağaraların
içinde zehirli gaz kullandı. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o
Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu." (Ses kaydı:
https://www.dailymotion.com/video/x15ws9r)
Hızını alamayan CHP Hükümeti, Almanya'ya peşin para
göndererek; kemikten geçerek iliği yakan "İperit (Hardal) gazı"
siparişi verilmişti. Bu gazın nerede kullanılacağı sorusuna, Kürtleri
kastederek "Eşkıyaya karşı" cevabı verilmesi üzerine
Almanlar, "Biz bu gazı devletlerin, kendi milletine kullanması için
üretmedik" diyerek, parası ödendiği halde göndermemişti. Harekât
bittikten sonra gönderilen 30 ton zehirli gaz, Mamak'ta bulunan Gaz Kimya
hanesi yakınındaki tel örgülü arazide; açıkta duran bidonlarda yıllarca
bekletilmiş ve 1950'den sonra imha edilmişti. (İşgale Benzer Hıyanetler,
s. 97)
Tek parti yönetimi ırkçılığa doymuyordu! İşi "kafatası
taraması"na kadar götürmüşlerdi. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt,
(geleceğin Millî Eğitim Bakanı) Reşid Galip ve (geleceğin Başbakanı) Şemsettin
Günaltay, 10 ayrı ekip ile Anadolu'nun 10 değişik bölgesinde 40 bin kişinin
kafatasını ölçerek "Türk" olup olmadıklarına karar vermişti! Kafatası
ölçüm sonuçlarının açıklandığı, 18 Eylül 1930 Gölcük Yaylası'ndaki basın
toplantısında Bakan Bozkurt, "Türk vatanında, 'öz Türk' olmayanların
bir hakkı vardır, o da Türklere hizmetçi; köle olmaktır" demişti. (Aydın
Engin, Cumhuriyet, 21 Eylül 2014)
Kürtlere yönelik CHP zulmünü burada anlatmakla bitiremeyiz. Daha nice vahim ayrıntıları merak edenler, bu konuda yazılmış kitaplara müracaat edebilir.